İnsanlığın tarihinin anlaşılmasında “dün”ü bilmeden “bugün”ün ve “yarınlar”ın anlaşılamayacağı, geleceğin hedeflerinin belirlenemeyeceği düşüncesi artık, bilimsel bir kural niteliği kazanmıştır. Medyamızda “ekonomi” denilince göze çarpan düşüncelerin ve değerlendirmelerin, sadece güncel olgular, sorunlar ve yorumlar ve problemler açılarından ele alındığı görülmektedir.

Oysa bir ülkenin ve toplumun genel anlamda ekonomisini irdeleyebilmek için nereden nereye gelinip gidildiğini, nerelerde niçin yanlışlıklara ve doğru olanlara yönelindiğini, olanakların iyi değerlendirilip değerlendirilmediğini bilmek gerekmektedir. Bu çalışmanın Türkiye ekonomisi üzerinde düşünen bilim ve politika adamlarının ilgisini çekeceğine inanıyoruz.

Gökhan EVLİYAOĞLU

  

     TÜRK İKTİSAT TARİHİ ARAŞTIRMALARI 

  III

 

ANADOLU’YA GELMEDEN ÖNCE TÜRKLERİN 

EKONOMİK HAYATLARI

    

Bir yandan Anadolu, Türkler gelinceye kadar, tarih öncesi çağlardan beri, ekonomik faaliyetlerin en eski ilkel şekilleriyle başlayıp maddi zenginlik, jeopolitik değeri ve kitle hareketleri sebebiyle hızlı bir gelişmeye sahne olur, yol, geçit, tarla, maden ocağı gibi altyapısı işlenmiş bir coğrafya ve çilekeş yerlilere Türkleri karşılaştırmaya hazırlanırken, öte taraftan, dünyanın öbür ucunda, Orta Asya’da Türk ırkı, 4000 yıla doğru derinleşen bir tarih öncesinden başlayıp Anadolu kapılarına gelinceye yani M.S.1000 yıllarına kadar geçen uzun bir süre içinde dünyanın pek az topluluğuna nasip olan hızlı, hareketli, çileli, verimli sosyal, politik, askeri ve ekonomik tecrübelerin, hamlelerin ve başarıların sahibi oluyordu.

Türklerin Orta Asya’da bundan dörtbin yıl öncesine çıkan ilkel ekonomik hayatı, avcılık, savaşçılık ve atı, sığırı, deveyi, ren geyiğini ehlileştirmek suretiyle çobanlık, göçebelik, silâh ve araçlar yapma sanatıyla başlamaktadır. Türklerin M.Ö.3000 yıllarında, gelişmiş maden devrini yaşadıkları anlaşılmaktadır. Altaylarda M.Ö. 2000 yıllarında tunç devrine ait örnekler bırakmış olan Türklerin aynı yıllarda dünya altın işçiliğini ve ticaretini ellerinde bulundurduklarını öğreniyoruz.

M.Ö.1050 yıllarında Çin tahtını ele geçiren Türklerin onlara merkezi devlet teşkilâtı sistemini öğrettikleri, ilkel ticari ve iktisadi kültüre sahip oldukları bilinmektedir.

Türkler at terbiyeciliği, binicilik ve savaş kaabiliyeti, yönetim disiplini gibi vasıfları ve madencilik sayesinde Orta Asya ticaretini başlangıçtan beri ellerinde bulundurmuşlardır.

Orta Asya’dan dışa doğru yayılmanın ilk tarihleri karanlıktır. Türk ırkının çok eski tarihine, orjindeki arkeolojik kalıntılara bakılırsa yeryüzünde insanın ateşe egemen olduğu M.Ö. 35.000 yıllarında bu hakimiyeti Orta Asya Türklerinin ilk defa gerçekleştirdiği anlaşılmaktadır. Taş devrinde taştan yapılmış tarım araçlarına, sonra demir ve tahta karışımı kara-sapana, ilk tekerlekli araçlara, arazi sulama kanallarına ilk olarak oralarda rastlanmaktadır. Pantolon, ceket tarzındaki ilk giysilerin Hun’larla Avrupa’ya, yel değirmenlerinin Göktürklerle Mezopotamya’ya  gittiği Batı tarihlerinden öğreniyoruz. Karanlık çağları Türk mitolojisinin belli başlı destanlarına akseden çizgileriyle tanımaya çalışmaktayız. “Ergenekon” destanında Türklerin “Demirdağı” eriterek kendilerine fütuhat yollarını açtıklarını anlatan menkıbe bundan dörtbin yıl önce Türklerin “demir” madeni ve ateşle çok kıvrak ve yakın arkadaşlık kurdukları yolundaki bulguları teyit etmektedir. Maden devrine erken girmiş olmak ve bu sahadaki başarılı ilerlemeler, Asya iklim ve tabiat şartlarından doğan uyanık ve çevik karakter ve “at”, Türk ırkının fütûhat ve cihangirlik evsafının ve iktisadi gücünün ana faktörleri arasındadır.

M.Ö. 220 yılında Teoman Yabgu ile tarihin aydınlık bölgesine giren ve Büyük Türk Hakanlığının temelini atan Türkler, efsanede “Oğuz Kağan” diye anılan, Mete ile imparatorluklarını Büyük Okyanus’tan Hazar kıyılarına kadar genişlettikleri zaman (M.Ö. 174) ekonomik hayat anayurt Ötüken’de tarımsal şehirsel eylemlerden fakat çevrede, savaş sanayi (silâh ve dericilik) ve göçebelikle, süratli, emniyetli ticaretten ibaretti. İdareleri altına aldıkları topluluklardan muntazam vergi alırlardı.

M.Ö. 48 yılında Hun Türkleri Türk Birliğini kurdular. Teşkilât mükemmelleşti. Ekonomik bütünlük sağlandı. Anadolu’dan Uzak Doğuya uzanan meşhur “İpek Yolu” tamamen Türklerin kontrolü altında idi ve bu transit ticareti Türk devletine büyük iktisadi güç kazandırıyordu.

Hunların ve onu takiben Türk devletlerinin gayesi sadece siyasi birlik kurmak değil, Avrupa ile Asya arasında milletlerarası bir ticaret ve değişim ekonomisi teşkilâtını da geliştirmekti.

Türkler, Moğolya’dan Karadeniz’e kadar geniş bir sahayı siyasi ve iktisadi kontrol altına alarak Orta Asya’da ticari merkezleri kurmuşlar ve bunları geliştirmişlerdir. M.Ö. 130 yıllarında gördüklerini kaydeden Çinli bir seyyah yalnız Fergana civarında 50’den fazla gelişmiş Türk şehri bulunduğunu belirtmiştir.

İlkel ekonomik ve sanayi çalışmaları kısmen göçebelik, avcılık, hayvancılık ve ticaret sahalarında gelişmeye başlayan Türklerin, çok eskiden beri Orta Asya’da tarım ile de meşgul oldukları Seyhun ve Ceyhun vadilerinde yerleşik bir tarım çalışmaları geliştirmiştir. Çok eski devirlere ait kazılarda, tarımsal ekonomik eylemin buluşlarından olan “karasapan” demirlerine rastlanmıştır. Bugün de Anadolu’da kullanılan “sapan” kelimesi, binlerce sene öncesine ait bir Türkçe kelimedir.

Tarih sahnesine demir, bakır ve diğer maden sanayi ile çıkan Türkler, at ehlileştirmenin ve attan askeri ve iktisadi bir kuvvet olarak istifade etmenin verdiği sonuçları değerlendirmişler, hayvan bakımı, besicilik hayvan yemi, koşum takımları, dericilik, dokumacılık sanatlarını, kıtalararası sanayi ve ticaret maddeleri haline getirmişlerdir.

Kuyumculukta ve ilkel silâh sanayiinde birinciliği elde tutan Türkler, Hunlar ve Göktürkler zamanında Çin tesiriyle ipekçiliği, çiniciliği, kâğıtçılığı ve cam sanatlarını ilerleterek ta Önasya'ya kadar birçok topluluğa bu sanatları öğretmişlerdir.

Göktürkler zamanında daha da genişleyen imparatorluk sınırları içinde ülkenin zenginliği göz kamaştıracak hale gelmiştir. Yerleşik medeniyet şeklinin geliştiği “Fergana”da büyük sulama kanalları inşa edilerek tarıma birinci plânda yer verildiği, her karış toprağın değerlendirildiği tespit edilmiştir.

Arkeologlar tarafından meydana çıkarılan on kilometrelik Tötö kanalının, çok zor bir arazide, büyük teknik bilgi isteyen usullerle ve vadiler arası bir su şebekesi kurmak suretiyle Göktürkler tarafından inşa edildiği anlaşılmış ve 1935’de Ruslar aynı kanaldan istifade ederek bu bölgeyi sulamak imkânı bulmuşlardır. Göktürkler tarım araçlarını geliştirmişler, büyük arabalar devrine geçmişler, kışın kızak ve kayak kullanmaya başlamışlardır. O devirde Türk şehirlerini dolaşan Arap tarihçileri “Türk şehirleri kalabalıktır, çoğu mallarla, tüccarlarla doludur,zengin pazarları vardır” diye yazmışlardır. (*)

 

 

GERİ ANA SAYFA