İnsanlığın
tarihinin anlaşılmasında “dün”ü
bilmeden “bugün”ün ve “yarınlar”ın anlaşılamayacağı,
geleceğin hedeflerinin belirlenemeyeceği düşüncesi artık,
bilimsel bir kural niteliği kazanmıştır. Medyamızda “ekonomi”
denilince göze çarpan düşüncelerin ve değerlendirmelerin, sadece güncel
olgular, sorunlar ve yorumlar ve problemler açılarından ele alındığı
görülmektedir.
Oysa bir ülkenin ve toplumun genel anlamda ekonomisini irdeleyebilmek için
nereden nereye gelinip gidildiğini, nerelerde niçin yanlışlıklara
ve doğru olanlara yönelindiğini, olanakların iyi değerlendirilip
değerlendirilmediğini bilmek gerekmektedir. Bu çalışmanın Türkiye
ekonomisi üzerinde düşünen bilim ve politika adamlarının ilgisini çekeceğine
inanıyoruz.
Gökhan EVLİYAOĞLU
TÜRK İKTİSAT TARİHİ
ARAŞTIRMALARI
-XII-
ANADOLU’NUN
YERİ VE ÖZELLİKLERİ
Eski çağlarda “Anatolia” “Ön Asya” “Küçük
Asya” adları verilen yarımada, Avrupa’nın doğuya doğru uzanan
Trakya’sı ve Asya’nın batıya doğru uzanan bir devamı olarak dünyanın
kuzey yarısında yer almış üç tarafı denizle çevrili mutedil iklim
kuşağında bir bölgedir.
Kuzeyde Karadeniz, batıda Ege Denizi, güneyde Akdeniz vardır.
Kuzey-batı Marmara iç denizi ve iki boğaz ile Trakya’dan ayrılır.
42 ve 36 paralelleri arasında ve 26-45 meridyenleri ortasında
bulunan Anadolu dikdörtgeninin eni 1600, boyu 650 kilometre arasındadır.
Denizlere paralel olarak teşekkül etmiş bulunan sıradağlar doğuda
düğümlenir ve yükselir. Ağrı dağında 5165 metreye ulaşır.
Yarımadayı Kızılırmak, Yeşilırmak, Çoruh, Sakarya, Seyhan,
Ceyhan, Göksu, Büyük ve Küçük Menderesler, Gediz, Bakır, Kocabaş,
Gönen, Susurluk, Meriç, Fırat, Dicle, Asi, Aras gibi büyük ırmaklar
ve nehirler sulamaktadır.
Van gölü, Tuz gölü, Beyşehir, Eğridir, Burdur gibi büyük ve
batıda bir çok küçük gölleri vardır.
İklim deniz ve bozkır karakterini taşır. Yağış fazladır ve
en çok kışın olur. Anadolu hemen hemen karakteristik deniz ve kara
iklimini, soğuk ve sıcak bölgeleri bir coğrafyaya sığdırmış
durumdadır.
Bütün jeolojik devirlerden tipik örnekler ve zenginlikler taşır.
Muazzam ormanlar ve çeşitli bitkilere sahiptir.
Anadolu tarım, hayvancılık ve deniz ürünleri bakımından büyük
imkânları olan, iyi iklim ve su şartları bol ürün veren, tabii
iktisadi zenginliklere sahiptir. Pek çeşitli, bereketli madenler ve
petrol bölgesidir.
Kıtalararası kilit mevkii dolayısıyla Anadolu, jeopolitik değerini
ve önemini, tarihin her devrinde, değişen şartlar karşısında
kaybetmemiştir.
Türklerin fetih çağlarında Anadolu, tabii iktisadi kaynakları,
iklim şartları, madenleri, tarım ve hayvancılık konularındaki, imkânları
ile birlikte kıtalararası kilit mevkiinde bulunması ve ortaçağda büyük
bir ticaret kavşağı halinde deniz ve kara transit ticareti
merkezlerinden en mühimlerine sahip ve bunları geliştirmiş olması, bu
özellikleriyle gerçek bir Anavatan karakterini ifade etmesi yüzünden dünyada
birinci derecede önem taşımakta idi.
Anadolu’nun iktisadi ve jeopolitik değerine ve önemine, ilerde
konumuz geliştikçe, değişen tarihsel koşullar açısından bakmakta
devam edeceğiz.
MALAZGİRT
Dünya tarihinde ciddi bir dönüm noktası olan Malazgirt savaşı
Türk toplumunun kaderinde, tarihimizin en önemli olaylarından biri
olarak yer alır.
Malazgirt savaşından sonra Anadolu’ya yayılan Türkler Süleyman
Şah’ın idaresinde İznik’i başkent yaparak Türkiye Devletini
kurdular. Böylece Anadolu Türklüğünün altın çağı başlamış
oldu. Türkiye Devleti’nin birinci hükümdarı Süleyman Şah’ın başkent
olarak Marmara’nın güney-doğusundaki İznik’i seçmesi Türklerin,
geleceğe yönelmiş siyasi, iktisadi, stratejik dehasının yeni bir işareti
idi. Türkler böylece Karadeniz’in kilit noktasını ele geçirmiş, Boğaz’ın
Anadolu yakasını tutmuş oldular. Avrupa’ya atlamak ve Batı’ya karşı
Anadolu’yu korumak için bundan daha isabetli yer tayini mümkün değildi.
Boğazlarda Avrupa ve Bizans hakimiyetine son veren ve burada Türk
gümrük idaresini kuran bu teşebbüsten sonra Anadolu, Batı’da ilk
defa olarak Türkiye (Turquie) diye anılmaya başlanmıştır.
Böylece Asya’ya Yakın Doğu’ya yayılmış bulunan Büyük Türk
Hakanlığının 12 büyük ülkesinden biri olan Anadolu, Süleyman Şah’ın
fetihleri ve yönetimi sonunda Türklerin ikinci Anayurdu ve Türk istikbâlinin
gerçek Anavatanı olacak şekilde değerlendirilmiş ve bu amaçla
Anadolu’da Türk birliğinin temelleri atılmıştır.
Bu çağda Türk birliği, fetih ordusunun kumandanları tarafından
temsil edilen idari beylikler (prenslikler) halinde idi.
On birinci yüzyıldan on üçüncü yüzyıla, yani ilk fetih
senelerinden Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşuna kadar Türkiye
tarihi Türk dünya ekonomisini derinden ilgilendiren büyük olaylarla
doludur.
Bu dönem, Anadolu’da büyük nüfus hareketleri, Türkleşme,
yerleşme olayları cereyan etmiş, Türkiye Batı’dan Haçlı
Seferleriyle, Doğu’dan Moğollarla uğraşmış, ölüm kalım savaşları
vermiş, büyük siyasi ve iktisadi krizler atlatmış, bu arada yurtta
yer yer bayındırlık, imar, ticaret, tarım hamleleri yapılmıştır.
Bütün bu faaliyet Avrupa’da bir yandan Türklere karşı
dinsel, ekonomik, politik, askeri tepkilere (haçlı seferleri) sebep
olurken bir yandan da Türklerin
İslâm doktrini ile getirdikleri top yekûn toplum düzeni ekonomik
sosyal, hukuki yenilikler ve her yönü ile adalet ahlâkı, Avrupa’yı
etkilemiş, Batı’nın bugünkü bir kısım modern müesseselerinin
temelini teşkil eden bir takım adaptasyonlara sebep olmuştur.
Kısa bir özetini verdiğimiz bu iç ve dış olayların en önemlileri
üzerinde biraz duracağız.