İnsanlığın tarihinin anlaşılmasında “dün”ü bilmeden “bugün”ün ve “yarınlar”ın anlaşılamayacağı, geleceğin hedeflerinin belirlenemeyeceği düşüncesi artık, bilimsel bir kural niteliği kazanmıştır. Medyamızda “ekonomi” denilince göze çarpan düşüncelerin ve değerlendirmelerin, sadece güncel olgular, sorunlar ve yorumlar ve problemler açılarından ele alındığı görülmektedir.

       Oysa bir ülkenin ve toplumun genel anlamda ekonomisini irdeleyebilmek için nereden nereye gelinip gidildiğini, nerelerde niçin yanlışlıklara ve doğru olanlara yönelindiğini, olanakların iyi değerlendirilip değerlendirilmediğini bilmek gerekmektedir. Bu çalışmanın Türkiye ekonomisi üzerinde düşünen bilim ve politika adamlarının ilgisini çekeceğine inanıyoruz.

Gökhan EVLİYAOĞLU

     TÜRK İKTİSAT TARİHİ ARAŞTIRMALARI

-XIV-

 

ORTAÇAĞ TÜRKİYE’SİNİN İKTİSADİ GÖRÜNÜŞÜ 

     Selçuklu Türkiye’sinde Anadolu coğrafyasının altı, üstü değerlendiriliyordu. Büyük otlaklarda yetiştirilen milyonlarca koyun ve cins at ihraç ediliyor, buğday, pirinç ve pamuk tarımı, sulama sistemleri ile geliştiriliyor, çiftçi ve köylü sık sık vergiden muaf tutularak, tarım hayatına canlılık veriliyordu.

     Sivas’ta demir, Kastamonu ve Diyarbakır’da bakır, Bayburt ve Gümüşhane’de gümüş, Kütahya’da tuz madenleri işletiliyordu. Dünyanın her tarafından tercih edilen ve bol miktarda ihraç edilen sanayi ürünleri, yurda yayılan çalışmalarla artıyordu.

     Göktürkler zamanında başlayan Türk halıcığı Anadolu’da nefasetini arttırmıştı. Erzurum, Uşak, Aksaray halıları, ipekçilik ve dokuma sanayi, her türlü pamuklu kumaş sanayi çok gelişmişti. Savaş araçları ve silâh sanayiinin merkezi Türkiye idi. Türklerin Orta Asya’da Çinlilerle birlikte keşfettikleri barutun o devirde Türkiye’de silâha tatbik edildiğini gösteren vesikalar ele geçmiş bulunmaktadır.

     Bütün bu ürünlerin ihracına karşılık Türkiye’de o çağda, İslâm ülkelerinden kürk ve şeker ithal ediyordu. Şeker kamışından şeker imalâtı da başlamıştı. Fakat Anadolu halkı, şekerini bal ve pekmezden sağlıyordu.

 

     İKİ BÜYÜK DEVRİM: TOPRAK REFORMU VE PARA SİSTEMİ

 

     Selçuklu’ların Anadolu’da kurdukları sistemli ve toplumsal ekonomi, gerçekleştirdikleri iki büyük ekonomik devrim ile, o çağ için pek önemli sayılacak bir aşamaya ulaşmıştı.

     Bu devrimlerin birinci toprak reformu, kısaca toprağın kamulaştırılması, devletleştirilmesi yani (miri toprak rejimi)nin uygulanmasıdır.

     Bizans idaresinde Anadolu’nun ekilebilir toprakları kilisenin, asilzadelerin, zengin çiftçilerin elindeydi. Köylü topraksızdı. Toprakta çalışan köylüler esir (serf)di.

     Anadolu’yu işgâl eden Türkler bu feodal zulüm sistemine son verdiler İslâm ekonomisinin, İslâmi sosyal adaletin, fetih hukukunun gereklerine göre toprağı devletleştiren Selçuklular, köylüye işleyebilecekleri araziyi dağıttılar. Bu suretle hem tarım üretimi çok arttı, hem sosyal adalet gerçekleşti, hem de şuurlu ve sistemli bir iskân politikası uygulanarak Anadolu’nun Türkleşmesi çabuklaştırıldı.

     Selçukluların Anadolu’da karşılaştıkları sorunlar, Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun karşılaştıklarından farklı olmuştur. Anadolu’nun fethinden sonra, Haçlı Seferleri ve Moğol akınlarına karşı, fetih savaşlarından çok savunma savaşları yapılmıştır. Böylece bir yandan Anadolu’ya yerleşmek, öte yandan ele geçen topraklar üzerinde iki yönlü ve çok sürprizli mücadelelere sebep olmuştur. Bu dağınıklık içinde ideal Türk birliğini kurmak ve korumak çok güçleşmişti. Onun için başlangıçta başarı ile yürütülen, askeri, sosyal, ekonomik toprak rejimi sarsıntılara uğramıştır. Bilindiği gibi askeri ikta sisteminin geliştirilmesinden doğmuş olan ve kumandanların devlet adına vergi alarak toprağı işlemeleri biçiminde tımarlı sipahi sistemine dönüştürülen bu toprak rejimi, sonradan arazilerin bir kısmının vakıflara kayması bir kısmının babadan oğula mülk olarak geçmesi gibi bir yolak dökülmüş ve bunun karşılığında devamlı savaşları karşılamak amacı ile ücretli (maaşlı) ordu kurulması gibi denemeler yapılmıştır. Bu denemeler hem toprağın hukuka, sosyal bir ekonomi politiğe dayanan kullanılışını hem de bu organizasyon sonucu kendi kendini finanse ederek devlete yük olmayan ordu gücünü zayıflatmıştır. Bir kısım devlet yöneticisinin özel toprak mülkiyetine de fırsat veren bu olumsuz gelişmeye karşı sistemin, Nizam-ül Mülk çağındaki parlak dönemlerin kurallarını egemen kılma gayretleri olmuşsa da yozlaşma önlenememiş, Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk zamanlarında fetihler, bu sistemin biraz daha olumluluğunu sürdürmüş fakat daha sonra çöküntü dönemine girilmiştir.

     Haçlı Seferlerinin, fakat özellikle Moğol istilâsının Anadolu’da kurulmakta olan milli birliği parçalamak suretiyle harikulade başarılı halk-toprak-ekonomi-devlet-politika bütünlüğünü can noktadan darbelemesinin etkisi yüz yıllarca devam edecek ve on altıncı yüzyıla doğru içten içe gizlice gelişen yıkıntı sebeplerinden biri halinde meydana çıkacaktır. Bu çöküntünün Anadolu Selçuklularının son zamanlarındaki ilk belirtisi merkezi sistemin paralanmasıdır.

     Bu çalışmaları tamamlayıcı olarak, üretimi artıran, hem de sosyal dengi sağlayan vergi politikası ile Türkiye, çağdaşı olan diğer ülkelerden farklı ileri, mesut ve müreffeh bir ahenge ve seviyeye yükseldi.

     İkinci devrim para sisteminde yapılan değişiklik ve ileriliktir. Sermayenin işletilmesi ve nakli hususunda güvenilir kolaylıklar ve tedbir alınması ve bunun (cehbez) denilen ilkel bankalar, bir tür kooperatifler aracılığı ile yapılması büyük bir gelişmedir.

     Bu arada Selçukluların Orta Asya’daki Türk-Arap ticari işbirliği tecrübelerinin verdiği sonuçlarla “çek” sistemini Anadolu’da geliştirdiklerini, ülkeler arası ticarette havale usulü tesis ettiklerini, kıymetli kâğıtların (havale) olarak ticarette emniyet ve kolaylık sağladığını öğreniyoruz.

     Muayyen bir kâr karşılığında kredi mektubu veya poliçe ile bazen iki yüz bin altının bir ülkeden diğer bir ülkeye emniyet içinde havale edildiğini tespit eden vesikalar mevcuttur.

     On birinci yüzyılın başından beri Orta Asya’da hakan mührünü taşıyan (kumdu) veya (ekin) denilen kumaş paraların Uygur Türkleri arasında yaygın olduğunu biliyoruz. Bu denemeler kâğıt para olarak İslâm dünyasına yayılmıştır.

     Nakit paraların yurt dışına çıkmasına müsaade etmeyen Anadolu Türkleri altın, gümüş gibi kıymetlerin ithalinde gümrük muafiyeti ihdas ederek sağlam bir para ekonomisiyle, ileri ve milli bir iktisadi düzen kurmuşlardı. Türk parası, çağdaş ülkelerde son derece değer ediyordu.

     İktisadi kudret muazzamdı. Milli gelir yanında devlete gelir sağlayan vergilerin toplamı Ortaçağ Anadolu’sunda 30.000.000 dinar (altın)’ı buluyordu.

     Selçukluların bütçe, para, banka, çek, havale, sigorta, şirket ve tarım sistemleri sonradan Avrupalılar tarafından taklit edilerek geliştirilmiştir. Batı medeniyetini doğuran nedenler arasında Ortaçağ Türk ve Türkiye ekonomisinin rolü pek önemlidir.    

      

     GELİŞMELERE PARALEL OLARAK EĞİTİM, BİLİM VE HÜR DÜŞÜNCE      

 

     Anadolu’da milli birlik ve devlet kuruluşunu ve bu devletle, birliğin devamlı oluşumunu yakından ve paralelden izleyen pek önemli gelişme ve dayanma faktörü hür düşünce, eğitim ve bilimdir.

     Orta Asya’dan Orhun kitabeleri, Kutadgu-Bilik ve Divan-ı Lûgat-it Türk gibi, siyasetnamelerle, İslâm düşüncesiyle o çağın en ileri bilimleri ve bilgileriyle Anadolu’ya gelen Türkler savaş, fetih ve ticaret yollarıyla edindikleri ve karşılaştıkları başka halklardan benimsedikleri tecrübelerle, Anadolu sakinlerinden öğrendiklerini de karıştırarak ve her şeyin en iyisini, en güzelini, en doğrusunu almak suretiyle bir kültür ve medeniyet sentezinin ilk eserlerini meydana getiren Anadolu’yu fethederken kurdukları ve kuracakları imparatorluklarının maddi temelleri kadar manevi yapısını da birinci derece göz önünde tutmuşlardır.

     Türkler Anadolu’nun muhtelif köşelerinde tıp fakülteleri, silâh ve dokuma fabrikaları, bilim merkezleri kurarken aynı zamanda Mevlâna Celâleddin, Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Veli gibi birçok düşünür, sanatçı ve iman adamları ile Anadolu Türklüğünün iç düzenini, moral yapısını, estetiğini ve devletin ahlâki çatısını inşa ediyorlardı,

     Bu düşünceler ve o düşünce adamları, yaşadıkları çağın ekonomik meselelerine de ışık tuttular. Türk-İslâm doktrinini aydınlatan ve halkın anlayacağı, hoşlanacağı şekiller altında açıkladılar, yaydılar. Toplumu ve devlet adamlarını, bollukta ve refahta tutma, kıtlıkta ve krizde ise otarşiye, kanaatkârlığa, direnmeye ve davranmaya, tevekküle ve çalışmaya teşvik ederek, devirlerinin gerçeklerine göre toplumun ekonomik yaşantısını etkilediler.