İnsanlığın
tarihinin anlaşılmasında “dün”ü
bilmeden “bugün”ün ve “yarınlar”ın anlaşılamayacağı,
geleceğin hedeflerinin belirlenemeyeceği düşüncesi artık,
bilimsel bir kural niteliği kazanmıştır. Medyamızda “ekonomi”
denilince göze çarpan düşüncelerin ve değerlendirmelerin, sadece güncel
olgular, sorunlar ve yorumlar ve problemler açılarından ele alındığı
görülmektedir.
Oysa bir ülkenin ve toplumun genel anlamda ekonomisini irdeleyebilmek için
nereden nereye gelinip gidildiğini, nerelerde niçin yanlışlıklara
ve doğru olanlara yönelindiğini, olanakların iyi değerlendirilip
değerlendirilmediğini bilmek gerekmektedir. Bu çalışmanın Türkiye
ekonomisi üzerinde düşünen bilim ve politika adamlarının ilgisini çekeceğine
inanıyoruz.
Gökhan EVLİYAOĞLU
TÜRK İKTİSAT TARİHİ
ARAŞTIRMALARI
-XVI-
HAÇLI
SEFERLERİ BATIYA NE
KAZANDIRDI?..
İki
yüz elli yılı dolduran irili ufaklı sekiz on Haçlı Seferinde yedi
milyon Hıristiyan ölmüş, Haçlılar buna rağmen siyasi ve askeri amaçlarına
kavuşamamışlardır. Anadolu’da ve Suriye’de yer yer kurulan küçük
Haçlı devletleri de Selçukluların devamlı gerilla savaşları
sonunda, bulundukları yerlerden sökülüp atılmışlardır.
Bununla birlikte Haçlılar Selçuklulardan öğrendikleri
bilgilerle ve yağma ettikleri servetlerle Avrupa’nın ekonomik, kültürel
ve medeni gelişmesinde rol oynadılar.
Haçlı Seferleri, Batı’nın ilk koloniyal, yani sömürgecilik
saldırısı ve yayılışıdır.
Dinsel bir kampanya içinde yürütülmesine rağmen temelinde
kilisenin, Fransız “baronlarının” toprak arzusu ve denizci İtalyan
Cumhuriyetlerinin ticari çıkarları vardır.
Başlangıçta başarılı gibi görünen kolonizasyon hareketi
devalı olmamış ve emperyalistler, Selçuklu kılıcı önünde
dayanamamışlardır. Ancak Haçlı Seferlerinin sonunda Avrupalılar
Akdeniz hakimiyetini ve ticaretini ele geçirmişlerdir. Batı Avrupa’da
iktisadi gelişme sağlayan bu durum, eşya değişimi (değişim
ekonomisi) yerine (para ekonomisi)ni yerleştirmiştir.
Ticaretin gelişmesi üzerine Venedik, Cenova, Floransa ve diğer
İtalyan şehirleri zengin ve kudretli devletler haline gelmişlerdir. Doğu
ile ticaret yapan İtalya yolu ile Avrupa’ya pirinç, şeker, baharat,
üstün kaliteli kumaş, ipek, halı, fildişi vs. akmaya başlamıştır.
Haçlıların, koloniyal saldırı hareketinin kökü kazındığı
halde bile Doğu ile ticaret ilişkileri bu şekilde devam etmiştir. Doğu’dan
getirilen tezgâhlarla Batı’nın ilk ipek imalâthaneleri Sicilya’da
kurulmuştur.
Aynı zamanda Haçlı Seferlerinin masraflarını karşılamak için
topraklarını satan asilzadelerin, senyörlerin, seferlere katılıp,
topraklarından uzaklaşmaları yüzünden Avrupa’da orta tabaka,
burjuva sınıfı gelişmeye başlamış, feodal bünye sarsılmış, esir
sınıflar yerine hür insanlar geçmiş, şehirler büyümüştür.
Türk-İslâm kültürünün ve medeniyetinin etkisi altında
kilisenin zulüm ve baskısına karşı hür düşünce akımları baş göstermiştir.
Kilisenin sadece fikre değil iktisadi hayata karşı da ağır
basan tahakkümü; Batılıların Türk-İslâm aleminden aldıkları para
sistemleri, para nakli ve değiştirmesi, kredi ve borç usulleri, çek ve
havale senetleri sayesinde geriletiyor, kilise karşısında yepyeni bir
ekonomik hayat gelişiyordu.
XIII. yüzyılda Selçuklu hükümdarlarının, karada ve denizde
tecavüze uğrayan yabancı tüccar mallarını devlet hazinesinden tanzim
etmek suretiyle meydana getirdikleri ilk (sigorta) müessesesi de Batı’da
Haçlı Seferlerinden sonra taklit edilmeye başlandı. Doğu’da ilk
olarak kurulan bankalar (cehbeze), Batı’da Haçlı Seferlerinden sonra
benimsendi ve cehbezeler örnek alınarak Barcelona, Cenova ve Milano’da
XV. Yüzyılda kurulan ilk Batı bankalarının temeli atılmış oldu.
Batı’ya ve Batı’lılara
o çağın, müspet bilimlerini, matematiği, astronomiyi,
jeolojiyi, fiziği, kimyayı, felsefeyi, hatta Hıristiyan felsefesini,
eski Yunanı etkileyen Antik Anadolu düşüncesini ve sonraki unutulmuş
Yunan kültürünü, matbaacılığı, kâğıtçılığı, halıcılığı
ve kumaşçılığı öğreten Türk-İslâm bilginleri ve
sanayicileriyle, ticaret adamları idi.
Batılıların bilhassa Selçuklu Türklerinden öğrendikleri
iktisadi bilgiler, bankacılık, sigortacılık, ticaret usulleri, meslek
loncaları vs. Batı kapitalizminin kuruluşunda birinci derecede rol
oynamıştır.
HAÇLI SEFERLERİNDEN SONRA TÜRKİYE VE MOĞOL BELÂSI
Üstün bir refah seviyesinde, büyük bir mali güçle ayakta
duran Selçuklu Türkiye’sine, Haçlı Seferleri darbeler vurdu. Buna rağmen
genç Türk kuvvetleri ve büyük sultanlar, Türkiye’yi daima yenilenen
bir zindelikle korudular. Asıl ağır darbe, darbelerin en amansızı, doğudan
Moğollardan geldi. Selçuklu Sultanları, Moğol tahakkümüne kadar Türkiye’nin
efsanevi zenginliğini muhafaza ettiler.
İlk zamanlar Türkiye’den önemsiz sayılabilecek bir vergi alan
Moğollar, zaman geçtikçe taleplerini artırdılar. Türkiye’yi
soymaya başladılar. Asya’dan gelerek Orta ve Yakın Doğu’yu baştanbaşa
yakıp yıkan, yağma eden Moğollar sadece Selçuklu Türkiye’sini ve
Anadolu Türk-İslâm medeniyeti sentezinin bu muhteşem yükselişini
tahrip etmekle kalmıyor, yanı zamanda bütün İslâm dünyasını
sarsarak Anadolu-Türk İslâm medeniyetinin kaynaklarından birini
kurutmak yolunda bulunuyordu.
Bu Moğol belâsı Türk Rönesanssını en verimli çağının eşiğinde
vurmuştur.
1243 Kösedağ savaşını Selçukluların kaybetmesiyle başlayan
ilk Moğol tahakkümü, başlangıçta Türkiye’den bugünkü rayiçle
3.600.000 TL gibi o zamanki Türkiye için önemsiz sayılan bir haraç alırken
1258’de bu miktar 24.000.000 TL’ye yükselmiş ve daha sonra da artırılmıştır.
Anadolu halkının Selçuklu beyliklerine ödediği vergi ise
bundan kat kat fazla idi ve otoritesizlik, kargaşalık, asayişsizlik ve
ticaret hayatının bu sebeple akmaması yüzünden merkezi devlet teşkilâtının
gelir kaynakları da son derece azalmıştı. Gelir kaynakları çok
azalan Anadolu’nun Moğollara büyük vergi ödemesi Selçuklu Türkiye’sinin
yıkımını hazırlamıştır.
1308 de son Selçuklu Sultanının ölümü üzerine Türkiye
Devleti parçalandı. Bu parçalanmış Türkiye’yi yeniden bir Türk
devleti birliği içinde toplamak için Osmanoğulları tam iki yüzyıl uğraştılar,
gayret sarf ettiler.
ON ÜÇÜNCÜ YÜZYIL TÜRKİYE'SİNDE İLGİ ÇEKİCİ BİR
EKONOMİK, POLİTİK TECRÜBE
Selçuklular devrinde teşekkül eden beylikler arasında bir çeşit
“Cumhuriyet” sayılabilecek “Ahi Devlet”i Ortaçağ İtalyan site
cumhuriyetlerine benzeyen bir teşkilât kurmuştu. Başkenti Ankara olan
Ahi hükümeti, dinsel ve mesleki bir karakter, bir derviş-esnaf-cumhuriyeti
niteliğini taşımaktadır. Tamamen yerli ve orijinaldir. Ahi cumhuriyeti
teşkilâtı, mistik bir niteliği de olan esnaf loncaları tarafından
kurulmuştur. Ve Osmanlı Devletinin kuruluşunda rol oynamış, sonradan
Avrupa şövalye teşkilâtları tarafından taklit edilmiştir.