İnsanlığın
tarihinin anlaşılmasında “dün”ü
bilmeden “bugün”ün ve “yarınlar”ın anlaşılamayacağı,
geleceğin hedeflerinin belirlenemeyeceği düşüncesi artık,
bilimsel bir kural niteliği kazanmıştır. Medyamızda “ekonomi”
denilince göze çarpan düşüncelerin ve değerlendirmelerin, sadece güncel
olgular, sorunlar ve yorumlar ve problemler açılarından ele alındığı
görülmektedir.
Oysa bir ülkenin ve toplumun genel anlamda ekonomisini irdeleyebilmek için
nereden nereye gelinip gidildiğini, nerelerde niçin yanlışlıklara
ve doğru olanlara yönelindiğini, olanakların iyi değerlendirilip
değerlendirilmediğini bilmek gerekmektedir. Bu çalışmanın Türkiye
ekonomisi üzerinde düşünen bilim ve politika adamlarının ilgisini çekeceğine
inanıyoruz.
Gökhan EVLİYAOĞLU
TÜRK İKTİSAT TARİHİ
ARAŞTIRMALARI
-XVIII-
XV.
YÜZYIL TÜRKİYE'SİNDE EKONOMİK-POLİTİK-SOSYAL BİR İHTİLÂL TEŞEBBÜSÜ:
ŞEYH BEDRETTİN İSYANI
Timur istilâsından sonra karışan ve tarihte kargaşalık, keşmekeş
anlamında olarak (fetret devri) diye anılan bir duraklama çağı yaşayan
Türkiye’de birden bire enteresan bir fikir ve hareket baş gösterdi.
Çağının en ileri bilim başkentlerinde felsefe, tıp, matematik ve en
çok din bilim (ilâhiyat) okuyan Şeyh Bedrettin, Edirne’de yerleşmiş
ve iki yıl kadar Türkiye’nin dinsel ve yargısal en yüksek katı olan
kazaskerlik görevine getirilmişti.
Burada bilim ve din bakımından adı ve ünü yayılmış,
herkesten saygı görmüştür.
Osmanlı Devletinin on bir yıl süren kargaşalık çağından
politik çıkar sağlamak için, Moğol saldırısının ve kargaşalığın
doğurduğu işsizlikten, açlıktan, fakirlikten yararlanmak, böylece
iktidarı ele geçirmek isteyen Şeyh Bedrettin bu amaçla Osmanlıcılık
ideolojisinin spiritüel, moral ve dinsel yapısını “bütün dinlerin
birliği” gibi bir ilke ile ve hümanist bir felsefe ile sarsmak, İslâm
dinini bir başka biçimde yorumlamak istemiştir.
Şeyh Bedrettin bu alışılmamış dinsel açıklamaları, çağının
ekonomik sosyal krizinin maddi temelleri üzerine yerleştirmek yolunda
yeni bir ekonomi ve yarı dinsel bir dünya görüşü yaymaya çalışan
Şeyh Bedrettin, bilgeliği ve inandırıcı propagandası ile kısa
zamanda geniş bir akım meydana getirmiş ve kendisine inananlarla
birlikte bir ihtilâl hareketine girişmiştir.
Bir yandan uydurma bir şecere ile Osmanlı tahtına hak iddia etmiş,
bir yandan da aç ve fakir halk yığınlarını peşine takarak Osmanlı
Devletini yıkmaya teşebbüs etmiştir.
Dinler arasında fark olmadığı, bütün dinlerin eşit ve benzer
ilkeler üzerine kurulduğu, toprak ve mammarın müşterek duruma
getirilmesi, özel mülkiyetin kaldırılması gerektiği görüşünü
savunan ve yayan Şeyh Bedrettin, adamları ile birlikte giriştiği isyan
hareketinde başarıya ulaşamamış ve bir ara memleket çapında bir
genişlik kazanmak durumuna gelen propagandası önlenerek, isyan bastırılmış
ve kendisi idam edilmiştir.
Şeyh Bedrettin’in aylaya çalıştığı bir tür sosyalist dünya
görüşüne, Timur saldırısıyla gelen düşüncelerin, Doğu
felsefesinin, İslâm kültür merkezlerinde edindiği bilgilerin, tanıştığı
bilim adamlarının, Avrupalıların geniş ölçüde etkisi olmuştur. Bu
etkiler altında, sentezci ve çağının problemleri karşısında
harekete gelmiş bir felsefe ile, devleti ve toplumu değiştirmeye çalışmıştır.
Şeyh Bedrettin hakkında yazılıp çizilenler verilen hükümler
değişiktir. Henüz ciddi bir değer yargısına bağlanmamış bulunan
Şeyh Bedrettin ve dünya görüşü ile isyanı hakkında bilinenler ve
yazılanlar bilimsel olmaktan çok, duygusal ve noksandır.
On beşinci yüzyıl Türkiye’sinin üzerinde durulacak en ilgi
çekici olaylarından birine imzasını atan Şeyh Bedrettin’in ve düşünceleri
ve bu düşüncelerinin oluşumu ciddi olara incelenmeye ve araştırmaya
değer bir konudur.
Zaman zaman gelişigüzel itham edilen, bazen övülen bazen
yerilen bazen de komünist düşünceler kampına itilen veya çekilen, çok
değişik çevreler tarafından değişik hükümlere bağlanan
Bedrettin’in ve giriştiği faaliyetin “Türk düşüncesi ve Türkiye’deki
ekonomik düşünceler tarihi”ndeki yeri önemsenmelidir.
Şeyh Bedrettin hakkındaki incelemelerin, edebiyat ve destan
denemelerinin dışında, sosyoloji, ekonomi, din bilimi açılarından
genişlemesi ve derinleşmesi bu konudaki belgelerin okunmasını ve yayılmasını
gerektirmektedir.
KARGAŞALIKTAN SONRA
Osmanlı Birliğinin kurulup, Timur saldırısının ve bu saldırıdan
doğan zararların giderilmesinden sonra bilhassa Sultan II. Murat çağında
Türkiye gelişmeye devam etti. Devletin 1.500.000.000 TL değerindeki bütçeyi
o çağlarda hiç bir Avrupa devletinin hayal edemeyeceği bir sayı ifade
ediyor ki bu bir buçuk milyarlık bütçe sadece merkez bütçesi olup,
katma bütçeler bunun dışında kalıyordu. Diğer ülkelerden gönderilen
hediyeler ve ödene vergiler nice yüz milyonlar değerindeydi.
Osmanlı donanması Doğu Akdeniz ve Adriyatik sahillerini kontrol
etmeye ve dünya deniz ticaretinin ana limanlarını ele geçirmeye başlamıştı.
Anadolu baştanbaşa imar ediliyor, yollar ve büyük köprüler
yapılarak askeri ve ticari ulaştırma şebekesi kuruluyordu. Camiler ve
üniversiteler Anadolu’yu bilhassa Trakya’yı Türk mimarisinin dev
eserleriyle süslemeye başlıyordu.
1453 İSTANBUL FETHİ VE YENİ ÇAĞLARIN BAŞLANGICI
29 Mayıs 1453’de Sultan II. Mehmet Doğu Roma İmparatorluğunun
başkenti Konstantiniyye’yi (İstanbul) fethetti.
Çağına sadece üstün bir askeri güç, bilimsel ve teknik üstünlük
siyasi kudret değil, aynı zamanda fethettiği milyonluk şehir halkına
o zamana kadar görülmemiş bir din hürriyeti ve emniyet de
getirmiş bulunan ve bu güvenliği kanunla teminat altına alan Fatih
Sultan Mehmet’in bu büyük başarısı, kudret ve ihtişam bakımından
olduğu kadar taşıdığı dünya görüşü ve tolerans bakımından da
tarihin en büyük olayları arasında yer aldı.
İstanbul’un Türkler tarafından fethi ile Ortaçağ bitmiş,
Yeniçağ başlamış oluyordu.
Büyük fetih, tarih çapında bir hadise olarak, .ir yandan Türk
soyunun ve devletinin gelecek yüzyıllara kadar uzanacak ve politik,
askeri ve ekonomik üstünlük sağlayacak yeni bir devrimini gerçekleştiriyor,
diğer yandan da Avrupa’yı baştan başa sarsarak, dünyanın politik
ve ekonomik dengesini Türkler lehine değiştiriyordu.
Doğu’dan Batı’ya kadar Oğuzların, İlhanlıların, Selçukluların
varisi olan Osmanlılar, İstanbul’un fethi ile Doğu Roma İmparatorluğu’nu
da temsil eden bir ihtişam içinde Avrupa’yı yeniden telâşlandırdılar.
Türklerin ve Türk devletinin mali kudreti, bilim ve teknik üstünlüğü
karşısında Batı devletleri bir yandan Türkleri Avrupa’dan atmak için
Papa’nın önderliğinde yeni bir kampanya açıyor, “mukaddes harp
vergisi” topluyor, bir yandan da Doğu ticaretinin kendilerine
Anadolu’dan kapandığını görerek, denizlere açılıyor ve deniz aşırı
ticaret imkânlarını aramaya başlıyorlardı. Batı iki önemli tecrübe
geçiriyordu.
Birinci tecrübe Avrupalılara pahalıya
mâl olmuştur. Mukaddes savaş vergisi ve devamlı Haçlı
Seferleriyle altın stokları tükenmiş bulunan Avrupa bütçeleri büsbütün
kötü duruma sürüklenmiş, Osmanlı’ların göz kamaştıran zenginliği
karşısında Batılıları iflâsa götürmüştür.
Bir seferden ele geçirilen yağma sonucu servet, ikinci seferin
masrafını karşılamış ve bu sürüp gitmiştir. Ancak bu yağmalardan
yararlanan maceraperest tüccarlar, deniz ticaretini geliştirmiş ve sınai
yatırımlara girişmişlerdir.
İkinci tecrübe, yani Doğu ticaret yollarının kesilmesi üzerine
denizaşırı yeni ticaret yolları arama çabaları ise Avrupa’ya yeni
ufuklar, yeni imkânlar sağlamıştır.
Avrupa, İstanbul’un Türkler tarafından fethedilmesinden sonra,
kendi durumunun bozukluğunu idrak etmiş, bu idrak sayesinde ve Türk-İslâm
alemi ile temas kurdukça Rönesans hareketinin içine girmiştir.
Sultan Mehmet’in askeri, siyasi, dehası, felsefe, kültür ve
bilim alanlarındaki üstün kabiliyetleri, sanata ve hür düşünceye gösterdiği
saygı, dünyanın bütün fikir ve sanat adamlarına iltifat etmesi,
Avrupa’yı etkileyen ve Avrupa Rönesanssına ışık katan faktörler
arasında tarihe geçmiştir.
Bu oluşum, canlı bir siyaset ve iktisat anlayışının temel
ilkeleri üzerinde yükseliyordu. İstanbul’un fethi üzerine bir Boğazlar
rejimi kuran Sultan Fatih, bütün Karadeniz ticaretini yeniden tanzim
etmiş ve bu ticaret imkânlarını elinden kaçırmış olan Ceneviz
Cumhuriyeti tarihe karışmıştır.
İki kıtanın iki yakasına kudret, zenginlik ve dirayetle sapasağlam
yerleşen Türkler, İstanbul’un fethi ile denizlere doğru açılma
siyasetinin ve Doğu ile Batı arasındaki büyük ekonomik mücadelenin Türkiye
köprübaşını kurmuş oluyorlardı.
Dünya İmparatorluğunun, Türk toplumunun refah ve saadeti,
denizlere hakim olunmakla sağlanabilecekti. Bu, Türk tarihinin ekonomik,
sosyal, politik, askeri tek kelime ile “milli” akışının yüzlerce
yıllık hedefi idi.
Yeniçağ Türkiye’sinin ilk yıllarında, Türk toplumunun büyük
ve başarılı savaşlarla doludur. Fatih Sultan Mehmet’in dehası ile yönetilen
Yeniçağ Türkiye’sinin ilk on sekiz yılı yirmi devletle yapılan çetin
savaşlarla geçmiştir. Bu savaşların mühim bir kısım Fatih’in
geleceğe yönelik amaçlarına ve Türklüğün iktisadi refahına göre
ayarlanmıştır. Temelinde ekonomik stratejinin, ileriyi gören hesapları
vardır.
Fatih devri Türkiye’sinde, Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırları
kuzeyde Moskova kapılarına dayanmış, güneyde Anadolu’nun ucu,
Akkoyunlularla Otlukbeli savaşında çekilmiş ve kazanılmıştır.
Bu devrin en uzun savaşları, Akdeniz ticarini elinde bulunduran
Venedik Cumhuriyeti ile yapılan ve diğer Avrupa devletlerini de işe karıştıran
büyük harp içinde yapılmıştır.
Savaş patladığı zaman Venedik ticaret filosu 3500 gemiden teşekkül
etmiş bulunuyordu ve Venedik’in yıllık ticaret hacmi altı milyar TL.nı
buluyordu.
Avrupa’nın en güçlü, en zengin devleti olan Venedik, savaşlar
sonunda birinciliği Osmanlı’lara bırakmış bulunuyordu.
On sekiz yılı dolduran ve yirmi devlete karşı zaferle sonuçlanan
savaşlar, Fatih devri Türkiye’sini zenginleştirmiş, iktisadi
kaynaklarını ve gücünü artırmıştır.
Ayrıca hem kendilerine karşı savaş açılan Avrupa devletleri
hem de onlara yardım için kendi halklarından vergi üstüne vergi
toplayan diğer devletler perişan olmuşlardır.
Osmanlı’lara karşı düşünülen yeni Haçlı Seferleri hem
parasızlıktan, hem de korku ve ümitsizlikten dolayı gerçekleşmemiştir.
Mağlup edilen Avrupa devletlerinin Osmanlı devletine ödedikleri
vergiler yüz milyonlarca lirayı geçmiştir. Sadece Venedik’in Türkiye’ye
ödediği hap tazminatı 120.000.000 TL. idi (200.000 Duka altın).