İnsanlığın tarihinin anlaşılmasında “dün”ü bilmeden “bugün”ün ve “yarınlar”ın anlaşılamayacağı, geleceğin hedeflerinin belirlenemeyeceği düşüncesi artık, bilimsel bir kural niteliği kazanmıştır. Medyamızda “ekonomi” denilince göze çarpan düşüncelerin ve değerlendirmelerin, sadece güncel olgular, sorunlar ve yorumlar ve problemler açılarından ele alındığı görülmektedir.

       Oysa bir ülkenin ve toplumun genel anlamda ekonomisini irdeleyebilmek için nereden nereye gelinip gidildiğini, nerelerde niçin yanlışlıklara ve doğru olanlara yönelindiğini, olanakların iyi değerlendirilip değerlendirilmediğini bilmek gerekmektedir. Bu çalışmanın Türkiye ekonomisi üzerinde düşünen bilim ve politika adamlarının ilgisini çekeceğine inanıyoruz.

Gökhan EVLİYAOĞLU

TÜRK İKTİSAT TARİHİ ARAŞTIRMALARI

-I-

 

GİRİŞ

 

Türklerin ve Türkiye’nin kapsamlı iktisat tarihi yazılmamıştır. Bilimsel yöntemle Genel Türk tarihi denemelerinin bile yeni yeni başlamış olduğu göz önüne alınırsa, bu konudaki gecikmelerin nedenleri kolaylıkla anlaşılır.

Türk Ekonomisi Tarihi, ya da Türk tarihi içinde ekonomi düşüncesinin ve hareketlerinin gelişmesi konusunda, derli toplu eserler bulunmadığı için bu alanda bugüne kadar yazılmış bulunan Türk ve Türkiye tarihlerinden ve konumuzla ilgili yerli, yabancı kitaplardan, bulunabilen belgelerden yararlanmaktan başka çaremiz yoktu.

Yıllar süren araştırma ve incelemelerimiz sonunda elde ettiğimiz sonuçlar, bu konuda alelacele yayınlanan kitaplarla karşılaştırıldığı zaman, özellikle Marksist çevrelerin bu alanda giriştikleri teşebbüslerin ne derece bilim zihniyetinden uzak olduğu görülecektir.

Türk iktisat tarihi ile gerçekçi bir açıdan ilgilenenler, bugüne kadar sadece siyasi, askeri, hukuki, artistik yanları ile ele alınan milli tarihimizin, iktisadi bakımdan da ne kadar ilginç olduğunu, nasıl dünya çapında bir iktisadi önem taşıdığını göreceklerdir.

Türklerin yüzlerce yıllık, adım adım bir yürüyüşle izlediği, Uzak Doğu’dan Anadolu’ya ve Avrupa’ya uzanan tarihi göç yollarının sadece siyasi, askeri değil, iktisadi görüş, seziş ve tedbirlerle aşıldığı anlaşılmadan Türk zafer ve başarılarının bilinmesine imkân yoktur. Ulusumuzun tarih içindeki büyük akışına temel olan iktisat sağduyusunu, ciddi bir tarih incelemesi ortaya koyacaktır.

Türklerin savaş ve siyasetten başka başarıları olmadığını, hele iktisat düşüncesine hiç değer vermemiş olduklarını iddia eden kasıtlı yazarlara, henüz tasnif edilmemiş milyonlarca tarih belgesi içinden çıkarılan bir kaç yaprak bile, şaşırtıcı cevaplarla doludur.

Yüzyıllar boyunca bir nabız ritmi gibi devlet, siyaset ve toplum hayatımızı yakından izleyen iktisadi çabalar, buluşlar ve uygulamalar, muktedir yöneticiler sayesinde ulusumuzu yükseltmiş, bu ritmin bozulduğu zamanlarda da her alanda büyük kayıplar vermişizdir.

Bu araştırmada başlangıcından bugüne kadar Türk toplumunun geçirdiği aşamalarda (ekonomi)nin yeri ve önemi üzerinde durulmuştur. “Dün”ün bir uzantısı olan “Bugün”ü iyi anlamanın başka bir yolu yoktur. Bugünkü Türkiye’nin ve Türk milletinin problemlerini görebilmek ve çözümleyebilmek için nereden nereye gelindiğini tespit etmek gerekiyor.

 

TÜRKLER GELMEDEN ÖNCE ÖNASYADA EKONOMİK HAYAT

İlkel aile ve köy ekonomisinden, millet ve dünya ekonomisine doğru gelişen iktisadi hayat, dünyanın her tarafında aynı şekiller altında ve yanı hızla gerçekleşmemiştir. Bunda, tarihî tasadüflerin, coğrafyanın, ideolojik şartların, ilk yerleşmelerdeki iktisadi başarılar tarihin ve doğal zenginliklerin büyük payı vardır.

Prehistorya'nın  ilk topluluk hareketleri, insanlığın ilk yerleşmeleri, coğrafi jeolajik ve jeopolitik konumun imkân ve müsaadesi nisbetinde, geçitlerin, yolların, pınarların, akar suların, işlenebilir taşların ve daha sonra madenlerin sağladıkları hayat şartlarına göre ya da tesadüflerle mümkün olmuştur.

Tarih öncesi insanının, besin maddelerini avcılık ve balıkçılık yolu ile hayvanlardan ve bitkilerden kendi kendisine sağladığı ilkel ekonomik hayat şekillerinden, üretim, değişim ve tüketim ekonomisine doğru gelişmesini, onbin yıllık bir süre içinde izleyebiliyoruz.

Onbin yıl önceki ilkel “aile ekonomisi”nden başlayarak, tarımsal ekonomiye ve ürün değiştirme şeklinde gelişen “köy ekonomisi”ne, kişisel çabalara yabancı emeğini ve yardımını da ekleyen “şehir ekonomisi”ne, daha sonra üretici esnafın ve ticaret hayatının genişlemesiyle geçilen “büyük kitle ekonomisi”ne ve bu safhadan sonra “kıt’a ve dünya ekonomisi” aşamasına ulaşılan bir coğrafya parçası, yeryüzünde aranırsa, buna Anadolu’dan daha isabetli bir köşe bulmak pek zor olacaktır.

İzleriyle bilinen en eski düşünme ve araç yapmaya başlama hareketlerine Asya’da, Asya’nın en eski Türk ve Çin orijinlerinde rastlandı. Oralardan Mezopotamya’ya uzanan işaretlerden insanın ilk kez Asya’da (ateş)e eğemen olduğunu (M.Ö. 35.000), hayvan ehlileştirme ve onu tarımda ve yük çekmede kullanmanın, tekerleğin, arabanın, demirsiz saban, cilâlı taş orakların, nihayet demir saban ve çapa gibi tarım araçlarının (M.Ö. 6.000-3.000) koşum tekniklerinin Avrupa’dan çok önce, binlerce yıl önce, Asya’da ve Mezopotamya’da, sonra Anadolu’da geliştirildiği artık bilinmektedir.

1960 yılında başladığı çalışmalar ve yönettiği kazılar sonunda arkeolog James Mellaart’ın Çatanhöyük’te bulduğu şehir kalıntıları, araçlar ve sanat eserleri, Anadolu’da neolitik çağlara uzanan ve M.Ö. 3.500 yıllarına kadar çıkabilen bir medeniyet tarihi tespit etmiştir. Son bulgular bu tarihin, M.Ö. 6.000’lere uzandığını belgelemektedir. Bu keşif sayesinde insanlığın ilk medeni faaliyetinin ve dolayısıyla ilk şehir ekonomisi hareketlerinin Nil vadisinde veya Mezopotamya’da değil, Anadolu’da geliştiği kabul olunabilecektir.

Tarih öncesi devirlerden, kaba ve yontma taş devrinden ciddi örnekler veren Anadolu, Avrupa’nın ilk örneklerinden binlerce sene önce “maden çağı”na girmiştir. Yozgat ve Çanakkale’de M.Ö. 3.000 yıllarını aşan maden çağı tespit edilmiştir. Prof. Dr. Remzi Oğuz Arık’ın Boğazköy’de yönettiği kazılar çok zengin maden devri eserlerini, maden kültürü ve medeniyetini gün ışığına çıkarmıştır.

Maden çağı Anadolu’ya karasabanı kazandırmış ve bu sayede tarım gelişmiştir. Madeni av silahları sayesinde avcılık ve askerlik, kültür ve ticaret münasebetlerinde ilerlemeler kaydedilmiş, Anadolu hızla tunç ve demir çağına ulaşmıştır. M.Ö. 2.000 yıllarında Anadolu’nun tarih çağına girdiği ve Mezopotamya ile ekonomik, politik münasebetler kurduğunu biliyoruz. M.Ö. 1.500 yıllarında Anadolu’da Hitit İmparatoru Mursilis, Mısır’ı ve Mezopotamya’yı ekonomik, politik ve askeri yönden kontrol edebilecek bir strateji kurmuş ve yeryüzünde belki ilk defa olarak bir dünya politikası gütmüştür.

Mezopotamya ile kurulan ticari münasebetler sırasında değişim ekonomisinin Anadolu’da yaygın hale geldiğini, M.Ö. 2.500 yıllarında para kullanıldığını, 2.000 yıllarında ise, satış, değişme, ödünç verme gibi ticari, iktisadi, hukuki işlemlerin yazı ile taş, toprak ve maden levhalara kaydedildiğini öğreniyoruz. 

 

 

GERİ ANA SAYFA